Editörden
Bizlere Mescid-i Aksa`nın da Özgürlüğünü Göster Rabbim!
Bir mümin sevinciydi bizimkisi. Zalimlerden nefret etmek, mazlumlardan yana taraf olmak İslam`ın şiarıydı. Akl...
Yaşadığımız zamanları, "hadiselerin bollaşması" şeklinde tarif ediyorlar, ne kadar manalı bir tanım bu. Kendi küçük hayatlarımızda onca hadiseye şahitlik etmenin bazen ağır bazen de anlamsız yükünü taşıyoruz usul usul. Hadiseler o kadar bollaştı ki, bir şekilde önümüze düşen her haber şiddetli bir rüzgarın açık pencerelerden içeri girip evi dağıtması gibi alt üst ediyor zihinlerimizi, yoruyor kalplerimizi. Bazen merakla, bazen gafletle, bazen de cahillikle, bizi ilgilendirmeyen sayısız hadiseye dalıyoruz, zamanın kıymetini unutarak vaktimizi ziyan ediyoruz.
Eş zamanlı olarak o kadar çok olay cereyan ediyor ki, çoğu vakit ne sağlıklı bilgi alabiliyoruz ne de gündemlere yetişebiliyoruz. Bir bakıyorsunuz hiç ilgilenmediğiniz bir meselede kıyametler kopabiliyor, bir bakıyorsunuz çok önemli gördüğünüz bir olayla ilgili kimse ses etmiyor. Herkes kendince bir gündemle yaşıyor, herkes kendince bir şeyler gündem olsun diye çabalıyor.
Öyle karmaşık zamanlardayız ki, olan bitenlerin hızı başımızı döndürüyor, şahit olduklarımızın mahiyeti kalbimizi tarumar ediyor. Halden hale, duygudan duyguya o kadar çelişik geçişler yapıyoruz ki, kendimizden bile gizliyoruz garip tavırlarımızı. Sabah Serdar Ortaç’ın karakola neden götürüldüğüne dair tüm detayları okuyan biri, öğlen köpeklerin uyutulması konusunda kararsız kalıyor, ikindi ülkenin bitmez tükenmez siyasi tartışmalarına dalıyor, akşam üçüncü sayfa haberleriyle içi kararıyor, yatsıdan sonra her şeyi unutmak ve hiçbir şeyi umur-samamak için biraz da popüler dizilere mi baksam diye düşünüyor. Bunları düşünürken Gazze’deki dramla ilgili haberleri de hızlıca görmemezlikten gelmeyi de ihtimal etmiyor.